Yapay Zeka, Sosyo-Ekonomik Dönüşüm ve Sosyal Bilimlerin Sınavı
Geçen hafta sosyal bilimlerde yapay zeka (AI) kullanımı üzerine bir toplantıya katıldım. Makine öğrenmesi ve tahmin modelleri üzerine çalıştığım için, farklı disiplinlerdeki uygulama alanlarına dair güncel bilgiler edinmenin faydalı olacağını düşünmüştüm. Beklentim; yapay zekanın sosyal bilimleri metodolojik olarak nereye taşıyabileceğine dair derinlikli bir tartışmaydı. Ancak toplantıda dile getirilenlerden ziyade, göz ardı edilenlerin —yani bilinçli bir sessizlikle geçiştirilenlerin— çok daha büyük bir sorun teşkil ettiğini fark ettim.
Sosyal bilimlerin yapay zeka karşısındaki bu “deve kuşu” tavrı, iki temel sorunu beraberinde getiriyor:
*Birincisi, yapay zekanın uzun vadedeki sosyo-ekonomik etkilerini görmezden gelmek.
*İkincisi ise bu teknolojinin bizzat bilimsel üretim sürecine olan etkisini ıskalamak.
Trendi Kaçırmamak Lazım (!)
İlk sorunla, yani “başını kuma gömme” durumuyla başlayalım; zira bu örnek, meselenin vahametini net bir şekilde ortaya koyuyor. Katıldığım toplantıda bir doktora adayı, bir “AI Agent“a (Yapay Zeka Ajanı) komut vererek kendi bilgisayarı üzerinde nasıl işlem yaptırabildiğini sergiledi. Belirli bir tarih aralığı vererek bir havayolu firmasından bilet aramasını ve bu esnada arama çerezlerini kapatmasını istedi. Sosyal bilimlerin gerçeklikten koptuğu an tam olarak burasıydı. Ben söz alıp, bulut tabanlı bir sistemin kişisel bir bilgisayara tam erişim sağlayarak işlem yapmasının yaratacağı veri güvenliği risklerinden bahsettiğimde aldığım cevap oldukça düşündürücüydü: “Dünya bu yönde ilerliyor, trendi kaçırmamak lazım; direnmenin anlamı yok.”
Peki, bulut tabanlı bir sisteme cihazımızdaki uygulamalara erişim izni vermek gerçekte ne anlama geliyor?
Şöyle bir örnek düşünelim: Telefonunuzdaki bir AI Agent aracılığıyla iş yerinize en yakın restorandan yemek siparişi vermek istiyorsunuz. Bu komutu verdiğinizde sistem; konumunuza erişir, restoranı tespit eder, siparişi geçer ve kredi kartınızla ödemeyi tamamlar. (Not: Türkiye’de henüz yaygın olmasa da ABD gibi ülkelerde 3D Secure benzeri güvenlik katmanlarının eksikliği bu süreci daha “pürüzsüz” ama daha savunmasız kılıyor). Sistemin bu işlemleri gerçekleştirmesi, aslında cihazınızdaki pek çok mahrem alana sızması ve sizinle ilgili devasa bir veri havuzu oluşturması demektir. Özetle; bu ajanlara yetki vermek sadece bir kullanım kolaylığı değil, ciddi bir veri egemenliği sorunudur.
Verinin Silahlaşması: Dinamik Fiyatlandırma
Gözden kaçırdığımız daha kritik bir nokta var: Yapay zeka araçlarının sosyal hayata etkisi, sadece iş süreçlerinin kolaylaşması veya öğrencilerin kopya çekmesiyle sınırlı değil. Kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği konusunda geri dönülemez bir eşiğe geldik. Artık sadece “kişiselleştirilmiş reklamlar” dünyasında değiliz; “ödeme istekliliğine” (willingness to pay) göre belirlenmiş, kişiye özel fiyatlar dönemine giriyoruz.
Örneğin; Delta Havayolları uzun süredir müşterilerinin profil verilerine göre dinamik fiyat modelleri üzerinde çalışıyor. Bu şu demek: Normalde 200 dolar olan bir bilet, sistem sizin acil bir durumunuz (örneğin bir cenaze) olduğunu anladığı anda 500 dolara çıkabilir. Dijital ayak iziniz ve yapay zeka kullanımınız üzerinden sosyo-ekonomik durumunuz analiz edilerek, aynı ürünün aynı markette size farklı, başkasına farklı fiyattan satıldığı bir geleceğe doğru hızla ilerliyoruz.
Bu durumu ekonomi biliminin en klasik örneğiyle, “çölde su” misaliyle somutlaştıralım. Bir bardak suyun değeri, sizin o anki ihtiyacınız ve marjinal faydanızla doğru orantılıdır. Akıllı telefonunuzdaki her türlü veriye erişimi olan bir AI Agent; hangi günler spor yaptığınızı, hangi rotadan eve döndüğünüzü ve ne kadar susamış olabileceğinizi tahmin edebilir. Eve dönüş yolundaki bir su otomatına yaklaştığınızda, suyun size özel 10 dolar olarak fiyatlandırıldığını ve “30 saniye içinde almazsanız fiyatın artacağını” bildiren bir uyarı gördüğünüzü hayal edin. Bu, verinin sadece toplanması değil, anlık bir manipülasyon aracına dönüşmesidir.
Sonuç
Tüm bu senaryoyu okuyunca, sanki bir Black Mirror bölümünü tarif ediyormuşum gibi gelebilir; fakat gerçek şu ki, bu modeller halihazırda kullanımda. Toparlamak gerekirse; sosyal bilimler bugün yapay zeka tartışmalarının kıyısında yer alıyor ancak içinden geçtiğimiz teknolojik devrimin uzun vadeli sonuçlarını henüz tam anlamıyla idrak edebilmiş değiliz. Sosyal bilimler, konunun güncelliğine kapılıp “trene atlamakla” yetinmek yerine, o trenin hangi uçuruma doğru gittiğini sorgulamak zorundadır.
Yapay zekanın bilimsel üretim sürecine, yani bizzat akademinin mutfağına olan etkilerini ise serinin ikinci yazısında detaylıca ele alacağım.
ALPEREN AÇIKOL
Kıyıdaki Adam









